Sincan Ekspress Haber Sayfası

MURAT ERCAN’LA ÇOK ÖZEL…

MURAT ERCAN’LA ÇOK ÖZEL…
181 views
17 Haziran 2021 - 23:55

Sincan  Ekspress Ekibi Olarak siz değerli okurlarımız için Sincan Belediye Başkanımız Murat ERCAN’la özel bir sohbet gerçekleştirdik. Genel Yayın Yönetmenimiz Safa HORAN, Teknoloji Danışmanımız Eren KILINÇARSLAN, Proje Koordinatörümüz Ömer SARUÇ, köşe yazarlarımız Yıldız Ebrar ULUĞ ve Ecem KAYA’nın sorularına samimi cevaplar veren Belediye Başkanımız Murat ERCAN’a  teşekkür ederiz.

Belediye Başkanımız Murat ERCAN ve Teknoloji Danışmanımız Eren KILINÇARSLAN arasında geçen E-spor’un gençler üzerine başlayan sohbeti üzerine Murat ERCAN;” kendi çocuklarım dahil tüm çocuklar 9-10 yaşlarında ellerinde telefon videolar çekebiliyor. Her ne kadar zararlı görünse de aslında bu çocuklar içerik üretmeye başlıyor. Yani çocuklar doğru yönlendirilirse çok enteresan işler çıkabilir ortaya” dedi.

BAŞKAN ÇOCUĞU OLMAK

Benim üç tane oğlum var. Belediye Başkanı olmamın çocuklarım üzerinde etkisine gelince benim çocuklar için söyleyeyim başkalarını bilmiyorum ama olumsuz oldu. Olumsuz olmasından ziyade annesi ve ben sürekli temkinlerde bulunuyoruz. İşte sen belediye başkanının oğlusun. İşte hareketlerine dikkat etmek zorundasın, gittiğin geldiğin yerlere dikkat etmek zorundasın,tavırlarına dikkat etmek zorundasın.  Sürekli temkinlere maruz kaldıkları için ciddi bir psikolojik baskıya neden oluyor dolayısıyla hareketlerinde kısıtlılık oluyor, hareket etmek istiyor ama edemiyor. Kendi içinde yaşadıklarını ben ancak tahmin edebiliyorum.

HATA YAPMA ŞANSLARI YOK

Elbette biz de o yaşlardan geçtik. Ne yaparsan yap neticede heyecan doruklarda,zirvede. Kanı içine atar derler ya eskiden tabirlerde. Çocuklarımın hata yapma şansları yok veya varsa da belki toplumun hata diye algılayabileceği o tutumlarında kendilerini çok daha suçlu hissediyorlar. Kolay değil, ben onların yerinde olmak istemezdim herhâlde.

BELEDİYE BAŞKANLIĞI HAYALİNİZ MİYDİ?

Ben meclis üyesiydim zaten, ondan önce il ve ilçe teşkilatlarında görev yaptım.  Gençliğimde de siyasete ilgili birisiydim. Tabi benim böyle hayallerimde olabilir mi dediğim bir pozisyondu belediye başkanlığı. Ama bu koltuğa oturmadan önce keyifli ve havalı bir iş gibi algılıyor insan. O koltuğa oturup, sorumluluğu üstlendiğiniz zaman öyle olmadığını anladım. Üstlendiğiniz büyük sorumluluklarla ve zorluklarla mücadele etmeniz gerektiğini görünce, hayal ettiğim şey bu değildi diyorsunuz.  Biraz önce çocuklarımdan bahsettik, başkan olduktan sonra bizde onlar gibi hayatımızı istediğimiz gibi yaşayamıyoruz.  Hayatımızın her saniyesi, her şeyimiz belediye başkanlığı üzerinden yürüyor. Tüm özel hayatınızı bir tarafa bırakmak zorundasınız. Mesela belediye başkanının açığını aramak, onları konuşmak insanların çok hoşuna gidiyor. Özellikle o yakın siyasi camiadan bahsediyorum. Hele küçük bir hatamız filan varsa onları büyütüp abartmayı konuşmayı çok severler. İnsanlara bu kozu vermemek için mümkün olduğunca dikkat etmek zorundasınız. Başkanda olsan insan üstü bir varlık değilsin sende nihayetinde.

ESKİ GÜNLÜK YAŞAMINIZI ÖZLÜYORMUSUNUZ?

Hem insansın hem de bu yaşa gelene kadar getirdiğiniz bir karakter ve alışkanlıklarınız var. Bunlardan mümkün olduğu kadar uzak kalmaya çalışıyorsunuz. Eskiden olduğu gibi arkadaşlarımla; gidelim oturup sohbet edelim diye bir şey kalmadı hayatımda. Başkan olmadan önce dışarıda yaşamayı seven bir adamdım. Belediye başkanı olduktan sonra da yapmayı çok istedim ve özledim. Mümkün olduğu kadar yapmaya çalışıyorum. Ama formata uygun olmayan durumlar söz konusu oluyor tabii.

BAŞKANLIĞA ALIŞMAK ZOR OLDU MU?

İlk zamanlarda büyük sıkıntılar çekiyor insan. Bütün belediye başkanları yaşamıştır bu tür sıkıntıları. Alışma sürecinde büyük sıkıntılar yaşadım. Zor tabi yaptığın iş gereği neredeyse sürekli küçük yada büyük kriz yönetmek üzerine kurulu olduğunu söyleyebilirim belediye başkanlığının. Çünkü belediye başka herhangi bir kuruma benzemez çok dinamik bir kurumdur. Sürekli bir dinamizmin olduğu ve dışardan müdahalelerin de çok olduğu bir kurumdur. Siyasi bir kurum olması itibariyle herkes belediyeyi eleştirmek ister, herkes belediyede bir işini çözmek ister ya şahsi ya da başka türlü. Dolayısıyla çok fazla müdahalenin olduğu bir kurumdur. Ama çok hızlı hareket etmesi gereken, çözümü hemen üretmesi gereken bir kurumdur. Yaklaşık 1900 personel var. Başka bir kamu kurumu olsa daha hantal bir yapısı olurdu. Ama belediyenin böyle bir lüksü yok. Birde şöyle bir enteresanlık vardır belediyede, siyasi sorumluluğu vardır başkanın. Ama başkan dışında hiç kimsenin siyasi sorumluluğu yoktur. O 1900 kişi çalışıyorsa 1899’unda yok, bir tek sizde var.

EKİBİNİZİ KENİDİNİZ Mİ OLUŞTURDUNUZ?

Ekibimi kendim oluşturdum. Çünkü ekiplerin de hiçbir zaman siyasi sorumluluğu yoktur. Çünkü orada memur zihniyeti ardır.Tamam gelen başkan seni müdür yapmaz belki  ama netice itibariyle kadrosu varsa zaten dokunamaz da. Ama siyasi sorumluluğu olan bir sen varsın. Dolayısıyla ekibiminaile gibi hissetmesi gerekiyor. Tabi ama baştan aşağıya bu duyguyu vermek o en büyük çare. Ama en azından ekibinin seninle ilgili çok hassas düşünmesi lazım. Ekibinin senin faydasına olacak sana yararlı olacak şeyler yapması lazım. Sağ olsunlar düşünüyorlar ve yapıyorlar. Ama sorumluluk her zaman başkanda. Bu yüzden ekip önemli. Belediye Başkanı önemli kararlar alır. Talimatları verir. Bir takım önemli işlere imza atar. Ama belediye başkanı bunlardan ziyade temsil eder. Belediyeyi dolayısı ile Sincan’ı temsil eder. 20 tane birim var. Bunların işleyişini genel olarak bilirim ama hepsini ayrıntılarıyla ne öğrenmeye vaktim var ne de bu donanıma ihtiyacım var. Bunları için ailem diyebileceğim ekibim takip eder. Zaten belediye başkanı ayrıntıyı gördüğü zaman bitmiştir.Memurlaşır. Dolayısıyla idaredeki kontrolü iyi idare etmen lazım ama daha ziyade senin bir siyasi profil olarak insanların senin içinde görmek istediği bir profil olduğunu unutmamak lazım. Çünkü insanlar belediye başkanını kendi işinde görmek ister. Açılışında, düğününde,cenazesinde,mahallede,çarşıda,sokakta şurada burada görmek ister.

YAVUZ SULTAN SELİM’İN SİYASİ SORUMLULUĞU YOK. PADİŞAHLAR SEÇİMLE GELMİYOR.

Köşe yazarımız Ecem KAYA’nın Yavuz Sultan Selim döneminde halkla hiç yüz yüze gelmemiş örneklemesine cevap veren Murat ERCAN,

“Ecem Hanım şimdi tamam da yavuz sultan selimin siyasi sorumluluğu yoktu. Yani sandık diye bir şey yok o zaman. Seçimlerlegelmiyor padişahlar.Diyelim ki belediye başkanları da seçimle değil atamayla gelse belediye başkanları da çıkmaz veya çok nadiren çıkar halkın arasına, bu doğrudan siyasal sistemin getirmiş olduğu demokrasi dediğimiz, seçim dediğimiz sistemin zorunlu kıldığı bir şey. Ama ne kadar zorunlu kılarsa kılsın, karakterine uygun değilse ya az yaparsın ya da zorla yaptığın belli olur.Öyle örnekler var ki çok başarılı belediye başkanlığında, plan proje üretmede. Ama halkın içine çıktığı zaman adam da kontak yok, soğuk yani.  Adam hiç gitmese daha iyi, gittiği her yerde negatif bir duygu bırakıyor.Aslında adam kötü bir adam olduğu için yapmıyor bunu ama adamın karakteri böyle her insan böyle sıcaklık veremez karşısındakine. Bazı insanlar vardır,  teknik, teknokrat. Verirsin bir oda orada hesap kitap uğraşsın. Ama bazıları sosyaldir.O adamı oraya tıkmayacaksın.Belediye Başkanlığı ‘nda bu önemli, özellikle ilk dönemlerinizde.Üstelikte benim gibi vatandaşın değil de meclisin seçtiği bir belediye başkanı olarak zordu. Sürecin kendine özgü o durumları birde belediye başkanlığı sorumluluğunu ilk defa hissetmenin olduğu bir bocalama dönemi. İlk zamanlar çok ciddi bir psikolojik baskı altında hissediyorsun. O aşamada eğer çıkmasaydım sokağa çıkamazdım herhalde bir daha. Çünkü o cesaretin kırılır.

BU PSİKOLOJİK BASKIYLA NASIL BAŞ ETTİNİZ?

Herşey çok hızlı gelişti. Bir anda belediye başkanı oldum. Melih GÖKÇEK istifa etti. Mustafa TUNA iki gün sonra Büyükşehir Belediye Başkanı oldu. Ertesi gün sen belediye başkanı olacaksın. Üç günde belediye başkanı oldum. Acayip bir şey. İlk olarak Allah’a sığındım. Tabi biraz belediye işleyişine hem bürokrasi hem siyasethem de eş durumlu işleyiş görerek kendini biraz kullandırıyorsun, birazda yapı sana uyuyor. Ortalarda bir yerde buluşuyorsun. Dediğim gibi herkesin mizacı farklı tabiî ki.

BAŞKANLIĞIN EN ÇOK MUTLULUK VEREN HİSSİYATI NEDİR?

Kaybettiğim gibi bir taraftan da kazandığım çok şey var. İnsanı en çok mutlu eden şey yardım meselesi. Bütün yorgunluğu alıp götürüyor senden. Biz bunun çok reklamını yapmayız. Diğer belediyeler çok reklamını yaptığı için bizde biraz söylüyoruz ama kimseyi rencide etmeden kişi yada grupları belli etmeden genel bir şekilde vermeye çalışıyoruz. Yani insanların bir Allah razı olsun demesi, gözlerinin içindeki gülümseme, yani onlara bir el uzattığında, bir mağduriyeti giderdiğin zaman o dediğim gibi teşekkür etmeleri manevi doygunluk veriyor. O her şeyi alıp götürüyor. Onun dışında zaten bu iş şey yapılmaz, yani bu maddi bir karşılık ile yapılacak bir şey değil açıkçası. Beni en çok mutlu eden, iyi ki bu işi yapıyorum dedirten kısmı orası… Dediğim gibi en güzel tarafı insanların sorunlarını çözmek ya da bir ihtiyaçlarını gidermek. Bazen sorun gidermenize gerek yok. Birine hal hatır sormakla bile çok mutlu oluyor insan. Güzel bir diğer tarafı teklifsiz her insanlarla sohbet etme olanağın var. Her insanla Selamünaleyküm deyip konuşabilirim. Normalde olsa bunu yapamazsın. Ama Belediye Başkanı olunca başka oluyor. Her insanla konuşmak sana çok şey katıyor. Ben çok seviyorum insanlarla sohbet etmeyi.

BAŞKANLIK  AİLE HAYANIZI NASIL ETKİLEDİ?

Tabi bu özel hayatını ve  her şeyi ona göre formatlıyorsun. İlk zamanlarda  çok büyük tepki oldu. Hani ilk başkan olduğumda evde büyük bir sevinç vardı. Tüm akrabalar toplandı. Biz işte külliyede Cumhurbaşkanımızla görüştük ve aday olduğumuz ilan edildiğimiz günü söylüyorum. Hemen bir resmiyet, ilk canlı yayına çıkıyorsun, ilk radyo programı, ilk gazete röportajı. Bunlar büyük bir heyecanla takip ediliyor.İkicisinde kimse takip etmiyor. Senin çocuklarının eşinin de artık umurunda değil. Şöyle bir program vardı diyorsun öylemi ya diyorlar, benden duyuyorlar. Her şeye çok çabuk alışıyorsun. İnsanoğlu her şeye çabuk alışıyor. O zamanda işte böyle bir sevinçle ve sonra 3-5 gün geçti, bir hafta geçti ben yokum evde. Sonra bir gün nasıl olduysa onlar yatmadan önce gitmişim. O zamanlar da kendini tanıtma ve ispatlama gereklilikleri vardı. Önümüzde seçimler vardı. O yüzden, çalışma ortamında gece gündüz yoktu. Bir gün nasıl olduysa işte erken gitmişim. Beni bekliyorlarmış. Tepkilerini görseniz. Neyse suratlar asık, bir hafta önceki olan şey hiç kalmamış. Hayırdır dedim. Hanım “böyle mi olacak? böyle mi gidecek?” dedi. Nasıl dedim?“böyle gidecekse eyvahlar olsun” dedi.

Dedim ki artık kusura bakmayın ben artık sadece bu ailenin babası, eşi değilim. Yani tüm Sincan çocukları benim çocuklarım, yetişkinleri benim kardeşlerim, teyzelerim dedim. Sizde buna alışın yavaş yavaş dedim. Kolay olmuyor tabii.

VATANDAŞLARLA İLGİNÇ DİYALOGLAR YAŞANIYOR MU?

Tabi ki daha dün Yenikent’te bir çiğköfteciye selam vereceğim. Orada iki tane genç. Şöyle beni bir görünce bakarak geçti. Bende iyi akşamlar dedim. Ya dedi ben seni nerden tanıyorum dedi. Bende bir düşün bakalım nerden tanıyorsun dedim. İyi tanıyorum seni ama nerden olduğunu bilemedim dedi. Bazıları hiç tanımıyor tabi sizi teyzeler, kadınlar tanıtıyorum hemen kendimi. Hani binanın önünde oturan bayanlar var ya hemen davet ederler hemen bir sofra hazırlama telaşı içine giriyor. Bazen sözleşiriz, çörek yaparsanız gelirim derim. Çörek falan yaparlar. İnsanlarla kontağım iyidir.Çok sosyal de bir adam değildim ama bir şekilde bu pozisyonunda zorlamasıyla şimdi böyle her insanla oturup konuşma her insanla sıcak bir ilişki kurabilen bir insana büründüm.

HALKIN İÇİNDE OLMAK NE KADAR ETKİLİ OLUYOR?

Mesela biz çok büyük yatırımlar yapıyoruz. Bizim ölçümüzdeki belediyelerin çok üzerinde bizim yatırımlarımız. İşte kültür kongre merkezleri, işte yüzme havuzları, gençlik merkezleri, milli kıraathaneleri hayvan barınağı 2560 kişilik konferans salonu yapıyoruz ATO ile kafa tutacak bir yer konferans solonu 3 bin kişilik kolonsuz bir fuar kompleksi yapıyoruz. Çok şey yapıyoruz. Değeri milyonlar lirayla ölçülen yatırımlar yapıyorsun bu senin seçmen üzerindeki etkisi toplamda yüzde beşi geçmez yani. İnsanları tek tek toplumla sohbet etmek konuşmak. Bu ne kadar dokunsan o kadar koyarsın üzerine.Öyle ama bunu sırf siyaset için yaparsan bu belli oluyor vatandaş bunu hissediyor. Zaten bir süre sonra benim mesleğimden de kaynaklı onunda avantajı var eczacılar dışarıdan farklı görünebilir ama her türlü insanla diyalog geliştirme konusunda uzmanlaşmış kişilerdir. Her insanla kontak kurmak, sohbet etmek en iyisi. Hem de sabırla muamele etmek.Belediye başkanlığı da bu demek. Belediye başkanlığı deyince uygun meslek grubu olarak inşaat mühendisi, mimar falan akla geliyor.Buna ben katılmıyorum. Belediye başkanlığını sadece imar meselesi olarak görmek gibi. Bu işin sosyal, sanat tarafı, kültür tarafı, insan tarafını öne çıkarmamız lazım. Belediye, işte ben buna şu imarı araştırdım şuna şu kadar kat verdim işte bunları yapar, burada imarda çalışan mimarlarım var bunlar yapar. Çok stratejik bir şey olursa şehrin geleceğini etkileyecek bir şey olursa zaten senin devreye girmen gerek. Getiriler sana, oturup, konuşur, karar verirsin. Yani teknik adamlardan ziyade  sosyal bilimler insanların daha ön planda olması lazım siyasette. Mesela hukuk onlarda ön planda bende hukukçuyum ama hukukun bana kattıkları bu konuda çok az.Hukuk bilmek mevzuat yorumlarken elbette bir avantaj ama sosyal sermaye sosyal servet hepsinden önemli.

STRES YÖNETİMİNİ NASIL SAĞLIYORSUNUZ

Bunu biraz yaşayarak görüyorsunuz. Yani bir sorun olmadan bir kriz olmadan nasıl hissettirdiği görülemez. Çok ufak konularda bile bir travma yaşayabilirsin. Ama sonra büyük sorunlarda bile az çoketkilenebiliyorsun. Onu biraz tecrübe etmekle ilgili o ruh halini korumak için kendi kendine yaptığın telkinler önemli. Yoksa siyasetin acımasız bir tarafı da vardır. Kimse senin adına seni düşünmez yani. Sen sağlıklı olursan sağlıklı kararlar verirsin. Ölümden başka her şeye çare vardır. İnsanın başına her şey gelebilir. Ben çok iyiyim diye bir şey yok. Hiç düşünmediğin bir şeyden bile sorun yaşayabilirsin neticede ölüm yoksa bir şekilde hallolur. Kendini böyle darmadağın etmeninde bir anlamı yok.

BAŞKANLIK DÖNEMİNİZDE AŞMAKTA ZORANDIĞINIZ BİR PROBLEM VAR MI?

Tabiki bunun birkaç örneği oldu. En zoru denebilecek bir tanesi  Mustafa Tuna’nın Büyükşehir Belediye Başkanı olmasıyla buradaki müdür arkadaşların hemen hemen hepsini alıp götürmesiydi. Neredeyse burada kimse kalmadı. Ben zaten işleyişi bilmiyorum. Hani belediye ne iş yapar desen üç beş herkesin söyleyeceği tahmini cümleleri kurarım. Meclis üyeliği yaptım ama başkan olmadan ne yaptığını anlayamazsın. Ne kadar meclis üyesi olursan ol. Meclis üyeliği talep eden başkanlık da veren taraftır.

Orada çok zorlandım. Daha ben henüz daha işleyişi biliyorum. İnsanları tanıman lazım, kimdir ne değildir. O aşamada müdürlüklerde boşaldı, yeni müdür tayin etmem lazım ve çok zorlandım. Çok kolay bir süreç değildi.Belediyeler büyük bir kırılma yaşanılan yerdir. Hani siz bırakın uçmayı, çöpü toplayamaz hale gelebilir belediyede. Rutin işlerde bile bir kopma yaşanabilir. İşte başkan gitmiş, eski kadro yok, yeni gelenlerde benim gibi. Yeni müdür oldu.Netice itibarıyla sahaya yansıyan ya da insana yansıyan iş saha personelinin yaptığı ve yansıyan iştir. Sen istediğin kadar başkan ol karar ver. Orada çöp toplayan adam, adam gibi çöp toplamazsa senin hanene eksi yazılacak. O dönem çok zorlu bir süreçti. Bin bir sıkıntıyla müdür arkadaşlarımızı belirledik.Bünye yeniye soru işaretiyle bakıyor. Kolay değil içlerinden birisinin müdür olmasını çok kabullenemiyorlar. Enteresan bir fıtrat tabi. Bazı yerlerde sıkıntılar oldu kazan kaldırma gibi. Biz bu adamı istemeyiz tarzında şeyler oldu.Öyle zorlu süreçler yaşandı şükürler olsun ki  onları bir şekilde aştık.

BU SÜREÇTE KAMUOYUNDA BİR KIRILMA OLDU MU?

 Ben merak ettim bir anket yaptırdım. “vatandaş nezdinde kamuoyunda bir kırılma oldu mu?” diye Belediye başkanı değişti ve Mustafa Tuna da çok tecrübeli birisidir. Siyasi açıdan milletvekili geçmişi var, genel merkez yöneticiliği var, 8-9 yıl belediye başkanlığı yapmış birisi. Buradan Büyükşehir’e gidiyor kariyerini yükselterek. TUNA’dan sonra belediyenin seni başkan olarak kabullenmesi psikolojik anlamda kolay değil.Birtaraftan da bütün işlerin devam edip etmediği, belediye işlerinde bir kırılma var mı?, bu adam nereden çıktı gibi bir anket yaptırdım.. İlk 3-4 aylık sürecin sonuçları gelince hizmette hiçbir kırılma yok. Bu süreçte beni en çok rahatlatan şey o anket sonuçlarıydı. Aynı şekilde memnuniyet seviyesinde falan bir kırılma olmadığını gördüm ve bu bana mükemmel bir motivasyon verdi. O yüzden diyorum ki bu ekibimin başarısıydı.  Ekibimin başarısı netice itibariyle. Çünkü dediğim gibi ben tek başıma çok bir şey yapamam. Sağolsunlar bu ekipte çok iyi işler yaptı. Onlarda adeta beni mahcup etmemek için çok artı çalıştılar, halada öyle çalışıyorlar.

EKİBİNİZDE GENÇLERE KADINLARA YER VERİYOR MUSUNUZ?

Dışardan gelip de müdür toplantısına denk gelen olursa, ne kadar genç bir kadro diyor. Müdürlerimiz genç, genç bir kadromuz var. Birkaç tane abi diyebileceğimiz kişiler var. Onlarda sürekliliği sağlasınlar tecrübelerini aktarsınlar diye bulunuyorlar. Ama genel itibarıyla genç 40 yaş altı pek çoğu. Yani20 tane müdür varsa bunun 15’i 40 yaş altıdır.

Müdürlerimizden iki tanesi kadın, bu sayı zamanla daha farklı olabilir. Ben kadın erkek diye ayırmıyorum. Fen İşleri Müdürümüz emekli olacaktı. Yerine İnşaat mühendisi Serap Hanım’ı müdür yaptık.Hani herhangi bir müdürlükte kadın olur ve kimsede anormal demez. Ondan sonra ya ‘başkanım kadından fen işleri müdürü mü olur’ gibi tepkiler aldım. Çünkü fen işleri müdürlüğü böyle asfalt, kaldırım, yol gibi çalışmalar olduğundan sahada mesai gerekiyor. 400-500 tane yolda kaldırımda çalışan elemanlar var. Orada disiplin gibi şeyler daha fazla öne çıkıyor. 2 yılı geçti ve gayet de başarılı bir şekilde götürüyor. Çünkü oda böyle başladı ve sürekli sahada, her tarafta şantiye var. Ama müdürlük daha ziyade organizasyon kurmaktır. İşler öğrenilene kadar sahada vakit geçirir. Ama belirli bir süre sonra biraz daha saha ve ofisi dengeleyerek götürmen lazım. Erkeklerin bile bazen zorlanabileceği bir müdürlüğü Serap Hanım başarılı bir şekilde götürüyor.

SİNCAN’DA TARİH ALANINDA BİR ÇALIŞMA VAR MI?

Ankara tarihi ve bilimi açısından çalışmaları olan ve diyebilirim ki alanında isabetli bir isim olan Abdülkerim ERDOĞAN hocamız var. Onunla biz geçen yıl kolları sıvadık.Hocamız titiz bir çalışma yürüterek Sincan’ı köy köy, metre metre gezerekSincan’ın tarih ve kültür atlasını oluşturuyor. Hocamızın ciddi bir birikimi var ve çalışmamız son aşamaya geldi.O çalışmanın akabinde bir kent ve şehir müzesi düşünüyoruz.Üstelik hocamızdanbirçok şeyi yanlış bildiğimizi öğrendim.

SOSYAL VE KÜLTÜREL FAALİYETLERDE NE DURUMDAYIZ

Tarih, kültür ve sanat deyince bizim için akan sular duruyor. Üç buçuk  senedir en önemli gündem maddemiz.Bu alana çok ciddi bütçeler ayırdık. İlk millet Kıraathanesi‘ne açan belediye biz olduk.Kısa süre içinde sayısını beşe çıkarttık. Her birinin içerisinde kütüphane var.Yüzlerce gencimiz aynı anda okuyup ders çalışabiliyor. Kitap okuyabildiğimiz  kütüphane formatına da yerler yaptık. Pandemiden önce inanılmaz kalabalıktı, pandemi gelince randevulu sisteme geçtik.  Üç yıl önce Sincan’da kütüphanelerimizin 6 bin civarı üyesi varken bu gün ise 60 binin üzerine çıktı. Neredeyse on katı. Türkiye istatistiklerini üçe katladık. Bebek kütüphaneleriyle çocuklarımız vakit geçiriyor ve aile danışmanlığı hizmeti veriliyor. Matematik  Müzesi ile matematiği eğlenceli hale getirdik. Dijital dönüşüm akademimiz bitti ve açılmak üzere. Fatih’te büyük bir fuar ve sergi alanı yapıyoruz. Yanına sanat akademisi yapacağız. Ahi Evran Mahallesi’nde Sincan’a yakışacak bir meydan projemiz var. Selçuklu mimarisiyle yapımı devam eden 2560 kişilik bir konferans salonu yapıyoruz. Konferans alanı dışında kalan bölüme büyük bir şehir kütüphanesi yapmayı planlıyoruz.

HEP VATANDAŞ BELEDİYEDEN ŞİKÂYET EDER. PEKİ BAŞKANIN HALKTAN ŞİKÂYETİ VAR MI?

Şikâyet etmek değil de sitem ettiğim bazı konular var. Herkes için söylemiyorum ama biraz kendimizi konfora  alıştırdığımızı düşünüyorum. Buda yanında ek olarak sabırsızlık ve şükürsüzlüğü getiriyor. Bazı insanlar çok sabırsız ve şükürsüz.  Yani elinde bulunan nimetleri hiç takdir etmeden,  hep daha fazlasını isteyebiliyor. Bazıları da hemen her şey bir anda olsun istiyor. Sabrı ve Şükrü kaybettiğimiz zaman mutluluğu kaybederiz. Çünkü mutluluk daha fazlası ile olabilecek bir şey değil. Mutluluk iç huzurla ilgili bir şeydir. İç huzuru da ancak şükretmeyi ve sabretmeyi bilen insanlar yakalar ve daha mutlu olurlar. Yaptığım gezilerde kendim gözlemleyebiliyorum,binlerce kişi belediyemize sosyal yardım için başvuruyor. Mahallelerde dolaşırken sokaklarda yardıma muhtaç insanlara  gidiyorum bazen. Evlerine gerçekten yiyecek ekmek yok, hiçbir şey yok, Sorduğumda ise halimize çok şükür diyor. Fakat bazı evlere ziyarete gittiğinde son model çamaşır makinem yok diye isyan ediyor.Bazı insanları doyumsuzluk mutsuz ediyor. Bazılarını da şükretmek mutlu kılıyor.

BELEDİYE VE VATANDAŞ ARASINDA KÖPRÜ SAĞLAYAN HALK GÜNLERİNİN DEVAM EDECEK Mİ?

Pandemi bittiği zaman devam ettireceğiz hem halk günlerimiz hem de haftanın bir gününde mahalle toplantıları yapıyorduk: mahallenin açık alanına sandalyeler kuruyorduk, herkes davetliydi ve ucu tamamen açıktı. Pandemi girince maalesef devam ettiremedik.

SİNCAN’A İSTİHDAM SAĞLIYOR

Ek olarak eklemek istediğim bir konu daha var: yeni nesil belediyecilik faaliyetleri gündemlerimizden bir tanesi. Çevre ve hayvan dostu bir belediyecilik anlayışımız var. Sıfır atık projesinde Türkiye’nin en başarılı Belediyesi ödülüne Emine ERDOĞAN hanım tarafından layık görüldük. Kompost sistemi ile gübre üreten Belediye olduk, organik atıklardan, market ve pazar atıklarından kendi gübremizi üretiyoruz. Sıfır Atık projesiyle ilgili geri dönüşüm ekipmanlarımızın tamamı kendi tasarımımız ve kendi üretimimizden oluşuyor. Bu hem istihdam sağlıyor hem de maliyetimizi düşürüyor.

KURTARIYORUZ VE ÜRETİYORUZ (DOĞAYI KURTARIRKEN ÜRETMEYE DEVAM EDİYORUZ)

Yüzlerce ağacı kesilmekten kurtardık bu projeler kapsamında. Aynı zamanda hayvan dostlarımız için yaş mama üretmeye başladık. Mesela marketlerde kilosu 30-40 TL olan mamayı, çok da kaliteli bir şekilde 30 kuruş gibi cüzi bir miktara üretiyoruz.

ANKARA’DA EŞİ OLMAYAN BARINAK YAPTIK

Hayvanlar için Ankara’da eşi olmayan bir barınak yaptık. 1000 hayvanı aynı anda konuk edebileceğimiz, her türlü sağlık ile ilgili müdahaleyi yapabileceğimiz; modern şekilde her türlü laboratuvarı, anestezi ve beslenme üniteleri yani her şeyi dört dörtlük olan bir barınak yaptık. Bir alanda iki üç hayvandan fazlasının olmadığı bir barınak inşa ettik.

BUNDAN SONRA ÖNCELİĞİMİZ SİNCAN’IN ESTETİĞİ

İlçemizde sosyal ve kültürel anlamda çok fazla bina ihtiyacımızın olmadığını düşünüyorum. Bundan sonra Sincan’ın estetiği ve cazibesini üst seviyelere taşımakla uğraşacağız. Bunun için Kutsal Sokak’ta ilk adımı atacağız. Kutsal Sokak’ta sokak ve cephe iyileştirmelerine başlıyoruz. Kutsal Sokak model olacak ve diğer sokaklarda peşinden gelecektir.

Sincan’da başka bir estetik çalışmamıza örnek olarak grafiti projemiz var. Sincan’ın altgeçit ve tünellerinde geçmişte insanlar akşam vakitlerinde geçmeye tereddüt ediyorlardı. Şimdi ise insanlar fotoğraf çekmek için gidiyorlar. Şehir için böyle küçük dokunuşlar çok önemli.

Benim yeni göreve başladığım zamanlardı. tren yolunun kenarına ses yalıtımı ve güvenlik gerekçesiyle beton duvarlar çekiliyordu. Genel müdürlükle çok defa istişare ettik. Ama olması gerektiği söylendi. Uğraşa uğraşa yüksek duvarları belli ölçülere indirebildik. Şehrin ortasından geçen bir beton yığını. Bizimle alakası yok. Şimdi ise orayı Sincan’a gelenleri selamlayan grafitilerle donattık.

SOSYAL VE KÜLTÜREL BİNALAR YETERLİ DEDİNİZ AMA YA İŞLEYİŞİ NASIL OLACAK?

Çok güzel bir konuya değindiniz. Ben orada da çok makul davranmak gerektiğini düşünüyorum. Bir noktadan sonra zarar verir. Burayı belediye yaptı, belediye işletiyor dedirmek mi önemlidir yoksa oradan en etik sonucu almak mı? Plevne’de eskiden atıl bir bina vardı orayı adeta yeniden yaptık. Şimdi altta spor salonları, üstte gençlerin oturacağı kafesi, çalışma alanları derslikleri olan çok farklı bir yer oldu. Belediye olarak burayı işletmeye kalkarsak  yarım yamalak iş yaparız. Oraya tekvandocu gelecek, karateci gelecek, masa tenisi, dart gelecek. bu işten anlayan anlamayan 5-10 tane belediye personeli yarım yamalak yapacak. Ne derler yarım doktor candan, yarım hoca imandan eder. Ben binayı yaptım. İçerinin tefrişatını yaptım  ama içini dolduracak olan profesyoneller lazım. Gençlik ve Spor Bakanlığının kapısını çalıyorum. Ben böyle bir hizmet için böyle bir bina yaptım gelin buraya spor hocaları gönderin. İl müdürü geldi gezdi ve çok beğendi.Orayı profesyonel kadrolarıyla onlar işletmeye başladı . Şu anda o merkeze başvurunun 4000’in üzerinde olduğunu belirtiyorlar.

Az önce sanat akademisinden bahsetmiştim. Fatihte sanat akademisini Halk Eğitim’le birlikte yapacağız. Bütün maliyetini belediye üstlenecek ama öğretmen ve teknik personeli  Halk Eğitim sağlayacak.

EN ÇOK KAZANANLAR
    EN ÇOK KAYBEDENLER
      EN ÇOK İŞLEM GÖRENLER
        BUGÜN 1000TL NE OLDU?
        • -

          BORSA

        • -

          DOLAR

        • -

          EURO

        • -

          ALTIN

        KUR ÇEVİRİCİ

        Para Birimi

        Çevrilecek Para Birimini Seçin

        Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.