Sincan Ekspress Haber Sayfası

TÜRKÇÜLÜK AKIMININ TEMSİLCİLERİ

TÜRKÇÜLÜK AKIMININ TEMSİLCİLERİ
ECEM KAYA( ecemkaya@sincanekspress.com )
1997 yılında Ankara'da doğdum. İlkokulu Burak Reis İ.Ö.O. ortaokulu İl Genel Meclisi İ.Ö.O. okudum. Eğitim hayatıma Nefise Andiçen Lisesi'nde devam ettim. Daha sonra B.Yıldırım Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Tarih bölümünden mezun oldum. Üniversitemizin Tarih Kulübünde 3 yıl başkanlık yaptım. 10 yıl LÖSEV'de 2 yıl TEMA'da sosyal sorumluluk projelerinde asli başkan olarak gönüllü şekilde görev aldım. Kişisel Gelişim, beden dili kullanımı, etkili konuşma üzerine eğitimler aldım. Yaptığım akademik çalışmalar Sincanekspress'te sizlerle olacaktır.
131 views
18 Ağustos 2021 - 23:46

Değerli okurlarım bu hafta tarih köşemizde Yusuf  Akçura, Ziya Gökalp, İsmail Gaspıralı konumuz olacaktır. İyi okumalar.

YUSUF AKÇURA

Türk Milliyetçiliği ve halkçılığının önderlerinden olan Yusuf Akçura, Meşrutiyet dönemi düşünsel yaşamının etkili aktörlerinden biri olmasının yanı sıra, Cumhuriyet’in kuruluş temellerinde de büyük payı olan değerli bir aydındır. Cumhuriyet idaresinin kuruluş sürecinin tüm aşamalarında görevler üstlenmiş, özellikle fikir cephesinde yürüttüğü çalışmalarıyla, düşün hayatımızda seçkin bir konuma sahip olmuştur.

Yusuf Akçura, Cumhuriyet döneminin ideolojik-kültürel yapılanmasında ve yeni rejimin takip edeceği siyasal hattın belirlenmesinde, ilke ve program temelinde önemli katkıları olan bir fikir ve eylem adamı olarak, Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki yerini almıştır. Kurtuluş Savaşı sürecinde asker ve bir bürokrat olarak Ankara Hükümeti’nin saflarında yer alan Akçura, TBMM milletvekilliği ile siyaset adamı, Türk Ocağı ve eğitim kurumlarındaki çalışmalarıyla da fikir adamı niteliklerini öne çıkarmıştır. Cumhuriyet’in inşa döneminde, toplumsal ve siyasal planda ürettiği fikirlerle en önemli Kemalist ideologlar arasında yer almıştır. Akçura, doğru olanın ve Türkiye’yi kurtuluşa götürecek olanın “demokratik Türkçülük” olduğunu söylemiştir.Siyasal mücadelesini fırka dışında da devam ettiren Akçura, işgal karşıtı hareketlerin hep başında olmuş, bu süreçte Türk Ocağı’ndaki faaliyetlerine de devam etmiştir. Mart 1920’de İstanbul’un fiilen işgal edilmesinden sonra Türk Ocağı kapatılmış, Yusuf Akçura tutuklanarak Agopyan Hanı’na konulmuştur.

Yusuf Akçura, yaşamının her döneminde, gelişen koşullara uygun olarak ülkenin içinde bulunduğu zorlukları aşması yönünde çeşitli siyasi projeler ortaya koymuştur. Savunduğu fikirler, Kurtuluş Savaşı ve onu izleyen süreçte büyük oranda uygulanma imkanına kavuşmuş, düşünce cephesinde önemli bir yer edinmiştir.Yusuf Akçura yaşamı boyunca genel dünya siyaseti ve Türkiye’nin dış politikası konusunda fikirler üretmiştir. Kurtuluş Savaşı döneminde uygulanan politikalar konusunda ortaya koyduğu düşünceler, hem bu alana özgü fikirlerinin hakim unsurlarını hem de milli siyasete ilişkin anlayışını kavramak bakımından önemlidir.

Yusuf Akçura, Büyük Taarruz’un zaferle sonuçlandığı tarihlerde Serbest Halk Dersleri’nin ikinci eğitim dönemini açarken, derslerin yeni hedeflerini de tespit etmiştir.

“Kahraman ordunun ve Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın düşman ordularını vatan topraklarından attığını” belirten Akçura, milletin “istiklal,hürriyet ve hakimiyetine” karşı olan diğer düşmanlara “cehalet ve gaflet”e karşı mücadelenin kendilerinin vazifesi olduğunu söylemiştir. Yeni eğitim dönemine ilişkin hedefi de “üç kelime ile özetlenebilir” diyerek, “milliyetçilik, halkçılık ve aydınlık!” olarak ifade etmiştir.Yusuf Akçura’nın çağdaş devlet tasarısında ortaya koyduğu siyasal ve ekonomik bağımsızlık, millilik, halkçılık ve demokratiklik ilkesi, Cumhuriyet’in vazgeçilmez ilkeleri olarak düzenlenmiştir. Köylülüğün modern Türkiye’nin kuruluşuna bir toplumsal kuvvet olarak katılması için, toprak reformuyla feodal kalıntıların temizlenmesi gerektiğine dikkat çeken Akçura, Cumhuriyet Devrimi’nin hedefine ilerlemesi açısından, ortaçağ kurum ve ilişkilerinin tasfiyesini zorunlu görmüştür. Atatürk’ün 1930’lu yıllar boyunca bu meseleyi gündeme getirerek, “köylü milletin efendisidir” söylemini hakim kılması, Akçura’nın Türk köylüsünün siyasal ve ekonomik açıdan özgürleşmesi için gösterdiği çabanın gerekliliğine işaret etmektedir. Siyasi alandaki faaliyetleriyle beraber, Akçura’nın bir fikir adamı olarak ortaya çıkmasının nedenlerinden biri de, onun Türk tarih yazıcılığına olan katkıları olmuştur. Esasen yaşamının her döneminde, siyasal bilimler üzerinde durduğu kadar tarihsel çözümlemeleriyle de gündeme gelen Akçura, Cumhuriyet dönemi tarihçiliğinin etkili isimleri arasında yer almıştır.

ZİYA GÖKALP 

Tam adı Mehmet Ziya Gökalp, 23 Mart 1875’te Diyarbakır’da doğdu. 25 Ekim 1924’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Asıl ismi Mehmet Ziya. Babası yerel bir gazetede çalışan memurdu. Eğitimine Diyarbakır’da başladı. Amcasından geleneksel İslam ilimlerini öğrendi. 18 yaşında intihara teşebbüs etti. Bir yıl sonra 1895’te İstanbul’a gitti. Baytar Mektebine kaydını yaptırdı. Buradaki öğretimi sırasında İbrahim Temo ve İshak Sukûti ile ilişki kurdu. Jön Türkler’den etkilendi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. Muhalif eylemleri nedeniyle 1898’de tutuklandı. Bir yıl cezaevinde kaldı. Serbest bırakıldıktan sonra 1900’de Diyarbakır’a sürgüne gönderildi. 1908’e kadar Diyarbakır’da küçük memuriyetler yaptı. 2’nci Meşrutiyetten sonra İttihat ve Terakki’nin Diyarbakır şubesini kurdu ve temsilcisi oldu. “Peyman” gazetesini çıkardı. 1909’da Selanik’te toplanan İttihat Terakki Kongresi’ne Diyarbakır delegesi olarak katıldı. Bir yıl sonra, örgütün Selanik’teki merkez yönetim kuruluna üye seçildi. 1910’da kurulmasında öncülük yaptığı İttihat Terakki İdadisi’nde sosyoloji dersleri verdi. Bir yandan da “Genç Kalemler” dergisini çıkardı. 1912’de Ergani Maden’den Meclis-i Mebusan’a seçildi, İstanbul’a taşındı. Türk Ocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Derneğin yayın organı “Türk Yurdu” başta olmak üzere Halka Doğru, İslam Mecmuası, Milli Tetebbular Mecmuası, İktisadiyat Mecmuası, İçtimaiyat Mecmuası, Yeni Mecmua’da yazılar yazdı. Bir yandan da Darülfünun-u Osmani’de (İstanbul Üniversitesi) sosyoloji dersleri verdi.

1’inci Dünya Savaşında Osmanlı’nın yenilmesinden sonra tüm görevlerinden alındı. 1919’da İngilizler tarafından Malta Adası’na sürgüne gönderildi. 2 yıllık sürgün döneminden sonra Diyarbakır’a gitti, Küçük Mecmua’yı çıkardı.

1923’te Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Heyeti Başkanlığı’na atandı, Ankara’ya gitti. Aynı yıl İkinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Diyarbakır mebusu olarak girdi.

1924’te kısa süren bir hastalığın ardından İstanbul’da yaşamını yitirdi.

Osmanlı Devleti’nin parçalanma sürecinde yeni bir ulusal kimlik arayışına girdi. Düşüncesinin temelinde, Türk toplumunun kendine özgü ahlaki ve kültürel değerleriyle, Batı’dan aldığı bazı değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşma çabası yatıyordu. “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” diye özetlediği bu yaklaşımın kültürel öğesi Türkçülük, ahlaki öğesi de İslamcılıktı.

Uluslararası kültürün yapıcı öğesinin ulusal kültürler olduğunu savundu. Saray edebiyatının karşısına halk edebiyatını koydu. Batı’nın teknolojik ve bilimsel gelişmesini sağlayan pozitif bilim anlayışını benimsedi. Dini, toplumsal birliğin sağlanmasında yardımcı bir öğe olarak değerlendirdi.

Toplumsal ve siyasi görüşlerini anlattığı sayısız makale yazdı. “Türkçülük” düşüncesini sistemleştirdi. Milli edebiyatın kurulması ve gelişmesinde önemli rol oynadı.

İSMAİL GASPIRALI

“Dilde, işte, fikirde birlik”

Hayatı boyunca “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarına uygun yaşayan Gaspiralı, tüm Türk haklarını birlik ve dayanışmaya çağırdı. Türkistan, Mısır ve Hindistan’a giderek buralardaki Müslümanların eğitim çalışmalarına katıldı. Rusya Türklerinin eğitimi ve birleşmesi yolunda mücadele etti.

İsmail Gaspıralı, Tercüman gazetesinde, bütün dünya Türklüğünün anlayabileceği ortak bir edebi dil geliştirmeye çalıştı, bu edebi dilin de Osmanlı Türkçesi olmasını istedi.

İstanbul’daki hamal ve kayıkçıyla Doğu Türkistan’daki deve sürücüsü ve koyun çobanının dahi anlayabileceği bir dil hayal eden Gaspıralı, 27 Haziran 1914 tarihli İkdam gazetesinde, kendisiyle yapılan “İbret Alınacak Sözler” başlıklı söyleşide şunları kaydetmişti:

“Eğer Türkler (Anadolu Türkleri), dillerini biraz daha sadeleştirmiş, okumayı ve imlayı öğretecek şekilde ünlü harfleri kullanmaya başlamış olsalardı, 5-6 seneye kadar Rusya Müslümanlarıyla dilleri kesinlikle birleşmiş olurdu. Bundan doğacak faydaları izah etmeye gerek yoktur sanırım.”

Akademisyen Nizamettin Parlak, bir yazısında İsmail Gaspıralı hakkında şunları kaleme almıştı:

“Dünya Müslümanlarının ve Türklerin birliği ve kalkınması için mücadele eden İsmail Gaspıralı, gerek basın-yayın yoluyla ve uyguladığı yeni eğitim metotlarıyla gerekse yazdığı eserlerle bu hedefine ulaşmak için büyük gayret göstermiştir. Bunların en önemlisi de Endülüs’ü konu alan Darürrahat Müslümanları adlı eseridir. Gaspıralı, bu kitabı aracılığıyla Müslümanların geri kalmışlık sebeplerini açıklamıştır. Akabinde de gelişmek ve kalkınmak için neler yapılması gerektiğini ortaya koymuş, azimle çalıştıkları takdirde Müslümanların, Batı medeniyetini geride bırakacak medeni bir Müslüman toplum inşa edeceklerine inandığını ifade etmiştir.”

EN ÇOK KAZANANLAR
    EN ÇOK KAYBEDENLER
      EN ÇOK İŞLEM GÖRENLER
        BUGÜN 1000TL NE OLDU?
        • -

          BORSA

        • -

          DOLAR

        • -

          EURO

        • -

          ALTIN

        KUR ÇEVİRİCİ

        Para Birimi

        Çevrilecek Para Birimini Seçin

        Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.